Image-empty-state.png

Çağdaş Fransız Felsefesi: Bir Spiritüalist Olarak Henri Bergson

Mert Sönmez
25/07/2021

Mert Sönmez
(Yazar)

Ahmed Faruk Arslan.jpg

Henri Bergson, 19. Yüzyılın ikinci yarısında Paris’te dünyaya gelen Fransız filozof, belki de ilk küresel anlamda “felsefenin süper starı” olarak atıfta bulunabileceğimiz isim olma özelliğini taşımaktadır. Zira, 1913 yılında Amerika’yı ziyaretinde verdiği konferans için Broadway’in tarihindeki ilk trafik yaşanmıştı. Bergson için Fransız felsefesi içerisinde bir yer ayırmak “Fransız felsefesi” ifadesindeki çelişik görünen göndermenin zorluğunu ileriye taşır gibi görünmektedir. Felsefenin bir millet nispetinde düşünülmesinin zorluğu bir yana hem İngiltere hem de Fransa vatandaşlığına sahip Bergson’un Fransız felsefesi olarak belirlemeye çalıştığımız alandaki yeri neresi sorusunun ilk elden cevaplanması gerekmektedir. Bu durum bizi hem çağdaş hem de Fransız bir felsefeden maksadımızın ne olduğunu açıklamaya ve
tartışmaya çalışacağımız ilk bölümümüze götürecek.

Diğer bir yandan Bergson’a yakıştırdığımız Spiritüalist ile gönderme yapmak istediğimiz belli bir felsefe yapma tarzını ortaya koymak ve sınırlarını çizmek durumundayız. Spiritüalizmi, tıpkı materyalizm gibi metafizik bir tutum olarak değerlendireceğiz. Dahası materyalizm yahut pozitivizm ile karşıtlık içerisinde modern düalizmin doğuşu yani Descartes çerçevesinde spiritüalizmin anlamını belirlemeye çalışacağız. Bu tartışmayı özellikle Antik Yunan’dan günümüze anlam değişimine uğramış, belki de kavram yükü aşırı olan “madde” kavramı üzerinden açık kılmaya çalışacağız. Böylece Bergson’un spiritüalist kimliğini öne çıkararak onun felsefesindeki anahtar kavramları teşmil edebileceğimiz bir zemine ulaşacağımızı düşünüyoruz.

Hem Fransız felsefesi ifadesinin hem de spiritüalist yakıştırmasının temellerini açık kıldıktan sonra ortaya çıkan, Alain Badiou’nun tabiriyle felsefe anı içerisinde Bergson’un yerini bulmaya çalışarak onun yaşam ve kavram arasındaki yeni bir bağlantı kurma teşebbüsünü 20. Yüzyılın başlarında gelişen biyoloji ve psikoloji ile irtibatı içerisinde ele almaya çalışacağız.

“Çağdaş Fransız Felsefesi” Sorunu

Öncelikle Fransız felsefesi ifadesinde var olduğunu ileri sürdüğümüz ilk bakışta çelişik görünen gönderimi açıklayalım. Felsefe faaliyetinin bizzat kendisi evrensel bir araştırma tarzını barındırıyor gibi görünmektedir. Zira felsefeyi ister bir theoria faaliyeti olarak ister bir kavram üretme işi olarak görelim düşünme edimine sahip herkesi içinde barındırdığını, geriye doğru izini sürdüğümüzde Antik dönemden itibaren felsefi iddianın yine evrensellik taşıdığını göz önünde bulundurarak felsefe ve evrensellik gayesini yahut arayışını kolayca ilişkilendirebiliriz. Öte yandan bu evrensel görünümün belirli bir millete has olduğunu söylemek makul görünmemektedir. Fakat bu durum felsefe tarihi açısından alışılmadık bir durum değildir. Zira “Antik Yunan felsefesi” ifadesi en az “Çağdaş Fransız Felsefesi” ifadesi kadar bahsettiğimiz çelişik gönderimi barındırır.

Felsefe faaliyetinin filozoflar tarafından yürütüldüğü ve filozofların belli bir milletin filozofları olduğu ve böylece aynı millete mensup filozoflar tarafından yürütülen felsefe faaliyeti o millete nispet edilebileceği kolay bir cevap gibi görünüyor. Fakat bu durumda, Aristoteles’in Yunan değil de Makedon olmasını, Albert Camus’nün Cezayir’de doğmasını ve Henri Bergson’un aynı zamanda İngiliz vatandaşı olmasını nasıl açıklayabiliriz? Ayrıca belli bir dilde felsefe metni üreten filozofların bir araya gelmesi ile felsefe bir millete dili üzerinden nispet edilebilir diye de düşünebiliriz. Fakat bu durumda İngilizce eserler yayımlayan Jacques Derrida’nın varlığı bu iddiayı çürütüyor gibi görünmekte.

Bu noktada, daha önce de değindiğimiz Alain Badiou’nün Fransız felsefesinin mahiyeti konusundaki görüşleri dile getirmek ifade sorunu açısından bize bir çözüm imkanı sağlayabilir. Öncelikle Badiou için felsefenin bizatihi kendisinin süreksizlikler üzerinden görünür olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Badiou geleneklerin ve sürekliliğin akademik bir okuma biçimi neticesinde felsefeye giydirilen özellikler olduğunu ve aslında felsefenin belli uğraklar üzerinden süreksiz bir biçimde var olduğunu ileri sürmektedir. Her ne kadar bu süreksizlik fikri Badiou’nun hadise anlayışına münasip bir biçimde dile getirilse de felsefenin duraklarının, yani felsefî anların aralarında hiçbir irtibat yoktur demek doğru görünmüyor. Zira hem Alman idealizmi ile Antik Yunan felsefe anları arasında hem de Fransız felsefî anı ile Alman idealizmi arasında çok kuvvetli irtibatları tespit etmek mümkün görünüyor. Buna örnek olarak Heidegger’in Antik Yunan’da Sokrates öncesi olarak ifade edilen dönem hakkındaki çalışmaları yahut Fransız felsefî anına denk düşen fenomenoloji hareketinin Husserl ile nasıl başladığı gösterilebilir.

Badiou, Fransız felsefesini Fransa’da 20. Asrın ikinci yarısına denk düşen, kapsamı ve yeniliği bakımından Alman idealizmiyle olduğu kadar klasik Yunan anıyla da kıyaslanabilecek olan felsefî an olarak tanımlar. Daha sonra Fransız felsefesinin esas probleminin “yaşam ve kavram arasında yeni bir irtibat kurmak” olduğunu, böylece özne sorusunun -Descartes’ın icat ettiği bir kategori olarak düşünüldüğünde salt Fransız bir sorunun- kapısının aralandığını ifade eder. Bir başka yönden Fransız felsefesi için işaret edilebilecek “istisnai evrensellik” olarak isimlendirilen bir işlemden de söz edebiliriz. Fransız felsefi anı içerisindeki akımlar, herhangi bir düşünce sisteminin içerisinde göz ardı edilmiş olarak belirleyebileceğimiz istisnai noktaları -bu durum Fransızların Alman idealizminde bir şeyler aradıkları ifadesini de desteklemektedir - evrenselliğe ulaştırmak üzerine bir çabayı barındırmaktadırlar.

Bizim gayemiz, Fransız felsefesi için tanımlanan bu sorun ve özelliklerin her ne kadar 20. Asrın ikinci yarısına denk düşmese de Henri Bergson’daki karşılıklarını tespit etmeye çalışmaktır. Hem yaşam ve kavram arasındaki ilişki hem de özne sorununa, bir işlem olarak istisnai evrensellik fikrine değinerek açık kılmaya çalıştığımız “Fransız felsefesi” ifadesi nihayetinde bizi Bergson’un hem “Fransız” olarak Descartes ile ilişkisine hem de “felsefe” bakımından istisnai evrenselliğinin tespitine sevk etmektedir.

Spiritüalizm ve Bergson’un Süre Anlayışı

Spiritüalizm

Daha önce dile getirdiğimiz gibi Bergson’u döneminin materyalizmi yahut pozitivizmi ile bir karşıtlık içerisinde okumak için spiritüalist felsefe yapma tarzının ortaya konulması önem arz etmektedir. Spiritüalizm söz konusu olduğunda onun materyalizm karşısında konumlanan belli bir metafizik tutumu ifade ettiğini söyleyebiliriz. Bu karşıtlık, nihayetinde Descartes’ın düalist yaklaşımındaki uzamsal olan ve olmayan iki farklı cevher anlayışına dayanmaktadır. Descartes’ın miras bıraktığı iki farklı cevher fikri üzerinden varlığı anlama beraberinde doğa bilimlerindeki gelişmeleri getirse de diğer yandan uzamsal olmayan cevherlerin açıklanması noktasında ciddi problemleri ortaya çıkarmıştır. Materyalizmin projesini varlığı “maddi” olana indirgemek yoluyla açıklamak olarak ifade edersek bu durumda spiritüalizm de tam karşısında, varlığı maddi olmayan üzerinden açıklamak anlamına gelir.

Buradaki anahtar kavram madde olduğundan, Aristoteles’ten itibaren maddenin nasıl anlaşıldığına ve anlamındaki uzun sürede gerçekleşen ve bir o kadar da radikal olan değişime dikkat çekmek yerinde olacaktır. Aristoteles maddeyi bir şeyin değişim içerisindeki durumunda sahip olabileceği ve olamayacağı imkanların tümü anlamında kullanmaktadır. Bu tarz bir anlayış günümüzdeki madde anlayışından oldukça farklı görünmektedir. Zira biz madde denilince belli bir yer kaplayan, duyu organlarına konu olan bir şeyi anlamaktayız. Oysa Aristoteles için madde, bir imkan halini ifade etmektedir.

Aristoteles’in madde anlayışı var olan nesneler ile yalnızca imkan bakımından ilişkilendirilebileceğinden, maddenin bilfiil var olduğu dahi söylenemez gibi görünmektedir. Bir sonraki felsefi anlardan biri olarak işaret edebileceğimiz Yeni Platonculuğun kurucu filozofu olan Plotinus söz konusu olduğunda madde, varlık katmanlarından belli bir bölüme denk gelecek şekilde algılanabilir nesnelerin arkasında yatan ve sürekli belirsiz olan bir varoluş imkanını ifade etmektedir. Böylece madde, algılanabilir olan nesnelerin varlık imkanları olarak uzamsal olanla irtibat kurmuş oldu. Diğer bir ifade ile ilk başlarda prope nihil olarak idrak ettiğimiz madde var olanlar arasında hiçbir konum elde edemezken Plotinus ile algılanabilir olan nesnelerin varlık zeminleri olarak anlaşılmaya başlanmış böylece madde anlayışımızdaki değişim de başlamıştı. Yüzyıllar süren rasyonel kozmoloji tartışmaları, tek tanrılı semavi dinlerin ortaya çıkışı ve burada değinemeyeceğimiz birçok neden itibari ile madde algılanabilir olan nesnenin bir şekilde kendisi olarak anlaşılmaya, yer kaplayan her ne varsa onun töz ontolojisi bakımından cevherini teşkil eden bir konuma gelmeye başlamıştır. Bu noktada Descartes’in maddi olan ve olmayan olarak cevherleri ikiye ayırmasına geri dönebiliriz. Zira spiritüalizmin felsefi arka planında madde kavramının anlamındaki bu değişim sonucu bir cevher olarak ontolojinin parçası haline gelmesi yatmaktadır. Descartes’in düalizmi neticesinde uzamsal olmayan cevherin uzamsal olana indirgenmesi ile anlaşılacağı ve asli olan cevherin maddi olan olduğu noktasındaki metafizik tutuma materyalizm ismini verirken karşısında konumlanarak maddi olan cevherin ancak maddi olmayan üzerinden açıklanabileceği önermesini metafizik bir varsayım olarak kabul eden felsefe yapma tarzına da spiritüalizm ismini vermekteyiz.

Psikolojik İlke Olarak Süre Anlayışı

Bu türden bir spiritüalizm kavrayışı Jules Lachelier’nin bu felsefe yapma tarzı hakkındaki “doğanın bizatihi kendisiyle ilgili açıklamayı ruhun içinde arayan ve kendi başına çalışan bilinçaltı düşüncenin bizde oluşan bilinçle aynı şey olduğuna inanan” tanımlamasını daha anlaşılır bir noktaya taşımaktadır. İşte bu anlamdaki spiritüalizm, Fransa için milli olarak kabul görebilecek, belki akademinin/okulun sınırları içerisinde güvenli bir şekilde gelenekleşmiş ve asıl muhabere alanlarından uzak durmuş bir geleneği ifade etmektedir. Henri Bergson, anlamaya çalıştığımız spiritüalizmin akla ilk gelen, üsttekini alttaki ile değil de alttakini üsteki ile açıklama girişiminde bulunmuş, hatta bu uğurda Descartes, Platon ve Kant’ın insan zihni hakkındaki açıklamalarını patolojik idealizm olarak reddetmiş Fransız filozofu olarak karşımıza çıkar. Fakat tıpkı Fabiani’nin dediği gibi, Bergson’u yalnızca Fransız felsefesinin spiritüalist geleneği üzerinden anlamaya çalışmak son derece indirgemeci olacaktır. Oysa bu gelenekten farklılaşan, daha çok süre kavramı ile öne çıkan bir Bergson daha bulunmaktadır.

Bergson Şuurun Doğrudan Doğruya Verileri kitabında, özellikle mekanın dışarısında ele almak gerektiğini vurgular. Ona göre bizim dışımızda bir süreden bahsedilemez ve sürenin mekanı da ancak kendisi olabilir. Bu fikirlerini Descartes’ın öznesinin dışında, başka bir “ben” fikrinin ortaya koyulması çerçevesinde sunar. Ben’in ne olduğu, özne kategorisinin yeniden gündeme gelmesi ve bir sorun olarak incelenmesi içerisinde Fransız felsefesinin bir hususiyeti olarak göstermiştik. Bu durumda Bergson ve Descartes arasındaki “ben” anlayışını, sürenin karşısındaki “cogito”yu biraz daha açabiliriz. Bergson’un süre kavramı Descartes için düşüncenin başlangıcı olan cogitoya bir karşı duruştur. Bunun anlaşılabilmesi Bergson’un süre kavramının yahut içsel zamansallığımızın, yakalayıp ölçüme tabi tuttuğumuz, mekana bağımlı olarak dikkate alabileceğimiz bilimin tik tak eden saatinden farklılaşmasının işaret edilmesine bağlıdır. Zira içsel süre mekandan bağımsız olarak vardır ve bilincin dolaysız verisi olarak, kendisinde madde bulunmayan fakat daralarak maddeyi ortaya çıkaran bir varlık zemini şeklinde karşımıza çıkar.

Öyleyse yaşam ile kavram arasında yeni bir irtibat kurmayı Fransız felsefesinin bir hususiyeti olarak dile getirmişken Bergson’un süre kavramı özellikle Descartes’ın cogitosundan farklı olarak bu ilişkiyi nasıl kurmaktadır? Elbette ki süre, kavrama değil yaşama aittir. Oysa cogito kavrama aittir ve Bergson bunu açıkça “ben”in kendisinin yerine “ben”in sembolünün dikkate alınarak açıklanması hatası olarak ifade etmektedir. Bergson’a göre süre, kavramla yakalanmaya çalışıldığı her an bir mekansallaştırmaya maruz kalır ve böylece kendine has özelliğini yitirir. Sürenin kavram dolayımı ile değil, sezginin doğrudanlığında yakalanması ve incelenmesi gerekir. Böylece sürenin kavramdan önce, bilincin dolaysız verisi olarak idrak edilmesi hem bireysel olarak bir içsel zamanın biricikliğini hem de bütün bilinçler için geçerli olan bir içsel zamanın evrenselliğini aynı anda ortaya koymaktadır. Heterojen olan içsel zamanın kavramsallaştırılması süreyi bir tür sayılabilir, çizgiselleştirilmiş, dışsal ve homojen süreye dönüştürür ve bu dışsal zaman ile içsel zaman arasında bir doğa farkının bulunduğuna işaret eder. Halbuki süre, psikolojik hallerimiz itibari ile, örneğin sıkıldığımızda veya mutlu olduğumuzda hızlanan veya yavaşlayan, kendine has değişken bir ritme sahiptir. Bu tarzdaki süre fikri nihayet materyalizmin ve dahası determinist doğa anlayışının iptaline sebebiyet vermektedir.

Evrensel İlke Olarak Süre Anlayışı

Bir spiritüalist olarak Bergson’un spiritüalizmden fazlası olan süreyi felsefenin ilk hakikati haline getirmiştir. Bu cogitonun tam aksine, bir başlangıç olarak yaşamın kendisine yönelmek ve bunu da bilincin dolaysız verileri ile yaparak “alttakileri üsttekilerle açıklama” girişimi anlamına gelmektedir. Burada bilinçten yola çıkılması, dönemin determinist psikoloji ve biyoloji anlayışının bir muhatabı haline gelmek demektir. Zira Herbert Spencer, JeanBaptiste Lamarck gibi determinist evrim fikrini savunup geliştiren düşünürlerin karşısına Bergson süreyi merkeze aldığı bir felsefe anlayışıyla çıkmaktadır. Şuurun Doğrudan Doğruya Verileri kitabında döneminin psikolojisiyle bir çatışma içerisinde özne ve bilinç fikrini ontolojinin zeminine taşıyan ve sürenin öngörülemezliği ile özgürlüğü ve yaratıcılığı esas kabul eden Bergson’un bir sonraki hamlesi sürenin evrenselliği içerisinde “Yaratıcı Evrim” fikrini ortaya koymak olacaktır.

Bergson’un yaratıcı evrim ve yaşamsal atılım fikirlerini tartışmadan önce virtüelliğin ve edimselliğin anlaşılması için öncelikle saf süre ve uzay kavramlarının ne olduğunu belirtmek gerekir. Saf süre, henüz kavramsallaşmamış yahut dışsallaşmamış, deneyimin imkan koşulu olarak neredeyse transandantal bir yerde duran, içinde ardışıklığı ve heterojenliği uzlaştıran uzay ise bu sürenin dışsallaşmış, homojen ve yanyanalığa tabi durumudur. Daha önce yalnızca içsel süre olarak izahı verilen Şuurun Doğrudan Doğruya Verilerinde Bergson’un süre kavramını kullanışı ile Madde ve Bellek, devamında Yaratıcı Tekamül kitaplarında kullandığı süre kavramından böylece farklılaşır. Zira psikolojik bir içsel süre yerini ontolojik bir süreye bırakmıştır. Saf süre, bellek fikri ile özdeşleşerek kendini geçmiş doğru genleşen ve geleceğe doğru sıkışan bir kullanımda karşımıza çıkmaktadır.

Yaşam ve kavram arasında kurduğu yeni ilişkide felsefenin yönelmesi gereken noktanın yaşam olduğunda ısrar eden Bergson, yaşamsal atılım ve yaratıcı evrim fikri ile bu durumu ikinci bir boyuta taşımaktadır. Ona göre deneyimin doğası bozulmuş uzay ve saf süre bakımından ikiye bölünmelidir. Zamanın saf olmayan, bozulmuş uzayda karşımıza çıkan tarafı homojen, derece farkı çokluğunu barındıran ve edimsel bir çokluğu imlerken, saf süre virtüel ve sürekli olan, sayıya indirgenemeyen, doğa farkı çokluğuna göndermede bulunur. Virtüel olan saf süre, deneyimin imkan koşulu, genleşen ve sıkışan bir biçimde maddeye dönüşerek son derece spiritüalist bir tarzda ontolojinin merkezi haline gelir.

Yaratıcı evrim fikri ise ismini yukarıda zikrettiğimiz finalist ve determinist bir şekilde yaşamı izah etmeye çalışan dönemin biyolojisinde yola çıkarak, fakat yaşamın özünde, zira sürenin özünde, özgürlüğün ve yaratımın olduğunda ısrar ederek şekillenmiştir. Zamansallık araştırması neticesinde ulaştığı süre, Bergson için yalnızca içsel bir kaide değil fakat aynı zamanda evrensel bir kaideye de tekabül etmektedir. Bu durumun tarihteki karşılığı da yaratıcı evrim ve yaşamsal atılımdır. Bergson için son derece özgür bir şekilde yaratımına devam eden yaşamsal atılım, belki de evrensel bir ilke olarak sürenin biyoloji üzerinden ontolojik bir ilkenin kendini açığa çıkarma biçimidir.

Sonuç olarak Bergson, her ne kadar Alain Badiou Fransız felsefesini 20.asrın ikinci yarısı ile sınırlandırmış olsa da Fransız felsefesine has özelliklerin ve hamlelerin her birine uymakla birlikte bir spiritüalist olarak hem özne perspektifini hem de madde perspektifini değiştirmiştir diyebiliriz. Zira onun süre fikri yalnızca bireysel anlamda psikolojik bir ilke olarak değil, fakat aynı zamanda yaratıcı evrim çerçevesinde özgürlüğü merkeze alarak evrensel bir ilke olarak da karşımıza çıkmaktadır. Bir spiritüalist olması itibari ile materyalizmden kaynaklanan determinist ve finalist açıklamaları aşarak döneminin biyolojisi üzerinden yeni bir evrim ufkunu da ortaya koymuştur demek yanlış olmayacaktır. Bilincin dolaysız verisi olarak süreyi idrak etmesinden sonra sürenin anlamında bir genişlemeye giderek uzamsal olmayan ve kavramla yakalanmayan bir nosyonu felsefenin merkezine yerleştirerek önce “ben” fikrini ve devamında uzamsal olanı bu nosyon üzerinden açıklama yoluna gittiğinden yaşam ile kavram arasında kurduğu yeni ilişkide Descartes’ın cogitosundan sıyrılmayı ve felsefenin gündemine yaşama dönmeyi taşımayı başarması bakımından Fransız felsefesinin seyrini önemli ölçüde belirlediği söylenebilir.



KAYNAKÇA

“Albert Camus”. Içinde Vikipedi, 05 Nisan 2020.
https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Albert_Camus&oldid=21971847.

Aristoteles. Metafizik. Çeviren Y. Gurur Sev. 4. bs. İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 2018.

Badiou, Alain. Fransız Felsefesinin Macerası 1960’lardan Günümüze. Çeviren P. Burcu
Yalım. İstanbul: Metis, 2015.

Badiou, Alain, Jean-Luc Nancy, ve Jan Völker. Alman Felsefesi Üstüne Diyalog. Çeviren A.
Nüvit Bingöl ve Levent Konca. İstanbul: Metis, 2017.

Bergson, Henri. Şuurun Doğrudan Doğruya Verileri. Çeviren Mustafa Şekip Tunç. 1. bs. C.
170. İstanbul: Dergah Yayınları, 2017.

Yaratıcı Tekâmül. Çeviren Mustafa Şekip Tunç. İstanbul: Dergah Yayınları, 2018.

Deleuze, Gilles. Bergsonculuk. Çeviren Hakan Yücefer. İstanbul: Otonom Yayıncılık, 2010.

Derrida, Jacques, Michael Govrin, ve David Shapiro. Body of Prayer. New York, N.Y: Irwin
S. Chanin School of Architecture, 2001.

Fabiani, Jean-Louis. Fransız filozofu kimdir?: Kavramların toplumsal yaşamı (1880-1980).
Editör Remzi Abbas. Çeviren Alev Er, 2013.

Lawlor, Leonard, ve Valentine Moulard Leonard. “Henri Bergson”. Içinde The Stanford
Encyclopedia of Philosophy, editör Edward N. Zalta. Metaphysics Research Lab,
Stanford University, 2016.
https://plato.stanford.edu/archives/sum2016/entries/bergson/.

Long, A.A. “What Is the Matter with Matter, According to Plotinus?” Royal Institute of
Philosophy Supplement 78 (Temmuz 2016): 37-54.
https://doi.org/10.1017/S135824611600028X.

Marion, Jean-Luc, Jean-Claude Monod, Christian Sommer, ve Jean-François Courtine.
Çağdaş Fransız Felsefesi ve Fenomenoloji Hareketi. Çeviren Emre Şan. C. 102 s.
Pinhan yayıncılık; 152. İstanbul : Pinhan Yayıncılık, 2017.

Mert Sönmez
(Yazar)