Image-empty-state.png

Girizgah
tarih-bellek-ideoloji

Arda Çelik
04/11/2020

Arda
Çelik
(Yazar)

Ahmed Faruk Arslan.jpg

Sosyal bilim disiplinlerinin kendi içerisinde ayrışmaları ve kendilerini temellendirmeleri 19. yüzyılda baş gösterir. Teorik ve metodolojik meseleleri de içinde barındıran bu ayrışma her disiplin gibi tarih için de farkını ortaya koymaya mecbur bırakmıştır. Bu ayrışma esnasında, pozitivizmin Avrupa' bilim camiasına etkisi ve Avrupa konjektürel durumu; tarih bilimini, bilim olarak mikro alana (diğer bilim dallarından özgür olduğunu kanıtlayabilmek için gerekli görülmüş) ve siyasi alana odaklanmasını gerektirmiştir. Görüldüğü üzere her bilim dalında olduğu gibi tarih bilimi de bilimsellik niteliği ile ortaya çıktığı dönemin koşullarından bağımsız değildir. Bu saptamanın daha net görüldüğü yer; -tarih biliminin alt dalı gibi görülse de ayrılmaz bir parçası olan- tarihyazımıdır.


Olay anında kayıt tutulan belgeler, birincil elden kaynak olarak tarih biliminin esas aldığı kaynaklardır. Her ne kadar olay anında kayıt altına alınmış olsa da subjektiflik kaçınılmazdır. Bu subjektifliğin, tarih biliminin objektifliğine zarar vermesini engelleme çabası olarak; tarih metodu, karşımıza çıkmaktadır. Tarihi bir olay-geçmişte yaşanan olay; yaşandığı an bütünü ile sınırlı kalmaksızın yarını da ilgilendirir. Zamansal geçmiş ile ilgilenen tarih bilimini, salt kronolojik olmaktan çıkaran şey; tarihin dün-bugün-yarın ile alakalı olmasıdır. Bu bağlamda tarih: Geçmişin, geleceğe yönelik boyutudur. Geçmiş nesne, insan özne konumlanışı dolayısıyla tarih, geçmişin bilinç halidir.
(Bu paragraf için bknz: https://www.youtube.com/watch?v=zhsHfG3n_Gk )



Geçmiş tüm yapısallığı ile yarına taşınamaz. Dünden, bugün aracılığı ile yarına taşıyacağımız şeyler hafızada saklanır. Dolayısıyla, tarih bilimi belge-evrak ile alakalı olduğu kadar hafıza ile de alakalıdır. Bu bağlamı ile tarih dünden bugüne değil, bugünden düne yapılan bir faaliyet olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bugünden düne yapılan faaliyet, bugünün koşullarından kendi soyutlamayacağı için çoğu zaman kendine özgü bilimsellik kaygısı çekiştirilerek, ideolojik tezin temellendirildiği bir araç vazifesi görmüştür. Bu durum tarih biliminin, bilimsel kendiliği ile ilgili olmaksızın; geçmişi nesne olarak ele alan yanı ile ilgilidir. Bilimsellik kaygısı bu çekiştirme/subjektif yanı metot ile halletmeye çalışmış; ideolojik kaygı ise (bilimsel hassasiyet taşımak ile beraber) ideolojik tutarlılığı öncelemiştir. Sözgelimi, ilk Osmanlı kroniklerinin Osmanlı kuruluşunu 400 çadırdan peyda olma biçimindeki gösterge çabası, azametin; Timur’un soyunu Cengiz Han’a dayandırması, meşruluğun sağlanmasını amaç edinmiştir. Bu bilgiler ise tarihsel gerçeklik ile uyuşmamaktadır. Bu uyuşmazlık ideolojik kaygı için göz ardı edilebilir olagelmiştir.


Türkiye’de tarihçilik tam manasıyla bu ideolojik çekişmeden kurtulabilmiş değildir. Geçmiş malzeme, bugünkü inşaatın harcı olabilmektedir. Mesela; Cumhuriyet kendi laik yapısını ve yeni rejim zihniyetini dayandırabileceği tarihsel arka planı gündemine taşımıştır. Bir diğer örnek ise, Marksist düşünürlerin Anadolu’daki başkaldırı hareketlerini mercek altına alması ve bunları sınıf olgusu ile açıklama çabasıdır. İşi daha mikro boyutta somutlamak gerekirse, Yunus Emre portresi–anlatısı; Abdülbaki Gölpınarlı ve Sabahattin Eyüpoğlu’nda taban tabana zıttır. Yunus Emre dönemine dair bilgi vermesi bakımından tarihi olduğu kadar sufi kimliği ile de dinseldir.

Buraya kadar aktarılan; tarihin bilim disiplini haline gelişi, tarihin tanımı, tarihin bellekte kodlanışı, tarihin bilimselliği ve ideolojikliği meseleleri phouskadergi.com aracılığı ile okuyucu ile buluşturulacaktır.

Ben, Tahakküm mahlasıyla Arda Çelik.
Tarih sayfalarındaki tozu dumana katmaya hazır mısınız?

Arda
Çelik
(Yazar)