Image-empty-state.png

Melih Cevdet Anday'ın Entelektüel Şiire Yadsınamaz Katkısı Üzerine Çeşitlemeler

Hasan Kocabaş
08/04/2021

Hasan
Kocabaş
(Yazar)

Ahmed Faruk Arslan.jpg

Türk şiirine inen bir balyoz olan “Garip” akımıyla bilinmesine rağmen Melih Cevdet, bilinenin aksine Garip şiirinden çok daha fazlasıdır. Bu farklılık hem Orhan Veli’nin vefatı hem de şiirin önlenemez değişim ivmeleri münasebetiyle Garip şairlerinin şiirlerine dair farklı temayüller göstermeleriyle başlar. Örneğin Oktay Rifat ham meyveleri yeni yeni çıkan ikinci yeni şiirinin ortasına Perçemli Sokak isimli kitabıyla yerleşmiştir. Melih Cevdet ise imge, anlatı ve telmih dünyasında kendine bir saray yapma yolunda emin adımlarla ilerlemiştir.

Kolları Bağlı Odysseus adlı şiir kitabı bu farklı dünyaya ne kadar marjinal bir tonda girdiğine dikkat çekmektedir. Bu kitapta Baudelaire’in Correspondances adlı şiirine telmihler, Ezra Pound’un Canto 1 adlı şiirine yaptığı atıflar, T. S. Eliot’ın Waste Land şiirinden esinlenmelerin yanında aynı zamanda Aiskhylos’un Agememnon destanından parçalar vardır. Hatta Steve Wallace’ın bir mısrasını birebir kullanmıştır: This is the tragedy of the modern World.

Kitaba ek olarak yayımladığı sayfalarda bu telmihleri ve bu telmihlere dair açıklamaları görmekteyiz. Melih Cevdet, bir devinim halinde ilerletirken şiirini telmih, imge ve anlatı dışında zaman üzerine de düşünmeye başlamıştır, zira Kolları Bağlı Odysseus ’da bu zaman kırılmalarının bir başlangıcı sayılabilir. Bunun neredeyse mükemmel bir örneği Troya Önünde Atlar şiirinde bulunmaktadır. Özellikle ilk parçası olan “Koşu” başlıklı kısım, zamanın düz yapısını öylesine kırar ki zamana dair o bütünlüğü iliklerimize kadar hissederiz. Melih Cevdet’in bu şiiri sadece zaman özelinde değil, birçok konu açısından en iyi ürettiği eserlerden biridir demek yanlış olmaz: “Kör bir ozan anlattı bunları/ Atların da ruhu vardı Troya önlerinde” diye başlayan şiirin atlar üzerine olan anlatısını ve Troya savaşında yaşananları farklı perspektiflerden görmemiz, Troya savaşında ölen atların tarihte var olmuş ve bilinen atlarla olan bağlantısı, hepsi bir bütün halinde önümüze sunulur. Tahta attan -Truva Atından- Pegassos’a, Köroğlu’nun Kır Atından İskender'in Bukephalus'una, Valensiya prensi Elcid'in Babeica'sından Don Quixote’un Rocinante’sine kadar tüm atların şiirin zaman diliminde var olduğunu görürüz. Melih Cevdet o kadar üzülür ki atların bu denli acı çekmesine şu şekilde haykırır: “Anlatma bana atları! Yüreğim kaldırmıyor düşündükçe vurulup/ Vurulup yerlerde yattıklarını, anlatma,” Melih Cevdet daha sonraysa bu acı tablonun faturasını bir başka mısraya keser: "Koşu...Atlar, atlar yaşlananı görmedim hiç." bir atın yaşlanamadan can vermesi üzerine bu verilen çıkarım soğuk soğuk çarpmaktadır yüzümüze. Görülmektedir ki Troya'nın burçlarından fırlayan her bir ok Melih Cevdet'in şiirine de saplanmıştır, dolayısıyla Melih Cevdet hem şiirini zamandan bağımsız bir düzlemde kurmuş hem de kendini zamandan soyutlamıştır.

Anlatı, imge ve zaman bakımından zirve yaptığı bir başka şiir de Teknenin Ölümü ’dür. Şiirin en başında kendimizi denizin ortasında buluruz. “Kara yakındı önce hem çok yakındı.” şeklinde başlayan eser, gemicinin ve esasen teknenin yaşadıklarını biraz da bilinç akışıyla birlikte anlatır. Şiirde sanatçının ruhundaki dalgalanmalara şahit olur ve biz de o dalgalanmalara katılırız, okurken başka bir alemin içerisinde beliririz. Melih Cevdet birçok imge üretir anlatısını oluştururken, birçok çıkarım yapar, geri döner tekneye denizi anlatır, göğü anlatır. Şiirde tekne batar ama hayat durmaz, Melih Bey tekneyle bir olur, onunla bir ölür. Karaya vurur ölüsü, sonra yaşananları anlatır. Karaya vurduktan sonra gelen başka gemicilerin konuşmalarına, sigara içişlerine tanık olur. Anlatısı yaşamdan taşar ölüme akar. Dışarıdan bakar yaşananlara, konuşur. Anlatısı üzerine bir akış yaratır, kolay takip edilmeyen ama çok farklı mânâların bir bütün oluşturduğu bir anlatı çıkarır ortaya. Biz de bu anlatıda farklı farklı duygular arasında gidip geliriz. Melih Bey denize çok kıymet vermektedir bu şiirde, metaforik bir yorum yaparsak, Melih Bey’in kendi benliğini ikiye ayırdığını ve kendine dair olan kısmı kestirip atıp kalan benliğini denize atfettiğini görmekteyiz son iki dizeden: “Denizin uzaklardan getirdiği/ Yabancı anlamsız bir şeyim.” Bu nüans, şiire son noktayı koyarken ucunu açık bırakılarak bitirilmesine vesile olmaktadır, çünkü her şeyden geriye sadece deniz kalmıştır.

Çapraşık duyguların eşiğinde yazılan bir başka sanat eserinden bahis açmak istiyorum son olarak, Hüzünlü Bir Akşam Borusunun Ezgisi İçin Söz isimli şiirden. Öncelikle bu eserin ilk okunduğunda okuyucuyu afallattığı düşüncesindeyim. Zira birbirine geçmiş atıflar, mitlere dayalı anlatımlar, birdenbire karşımıza çıkan çok güçlü imgeler, nerden geldiğini anlayamadığımız hoş ahenk… Bunların her birine rastlarız bu şiirde, tek bir yorum yapmanın neredeyse imkansızlaştığı mısralarda gözümüze çarpan birçok detay vardır. Romantik anlamda gönlünüzü celbeden mısraları okurken Barabbas olarak sahneye çıkabilirsiniz yahut Hitit Krallığından Mezopotamya’ya ani bir geçiş yapabilirsiniz eser boyunca. Mısır mitolojisinden Yunan mitolojisine, Amoritler ’in hüzünlü hikâyesinden İran topraklarına, konular arası bir sirkülasyon vardır. Bahsettiğim üzere şiirin alt metninde fazlasıyla duygusal ve estetik mısralar da göze çarpar, örneğin: “Birdim iki oldum, iki iken bir/ Ne yalnızken birim, ne de seninle iki,” şeklinde yazılmış kısım, biraz bilmeceyi andırsa da esasen duygusal bir tonda yazılmıştır. Tabi bu şiire baktıkça, konuştukça altından çıkacak mana giderek artacaktır.

Türk şiirine kazandırdığı sanatıyla Melih Cevdet, göze çarpması gereken yegâne şairlerimizdendir.

Hasan
Kocabaş
(Yazar)