Image-empty-state.png

Başkasının Sözcüsü Olmak

1 Ocak 2021 15:18:42

Emre Can
Küçükyıldız
(Yazar)

Ahmed Faruk Arslan.jpg

Yazmak eylemi içsel bir yolculuktur benim gözümde; kalbimden başlayıp zihnime uğrar, boğazımdaki trafiğe takılır bazen, bazen zahmetsizce akıp gider parmaklarımın ucuna kendine yeni bir sayfa açmak için ve daha uzak zihin limanlarına yelken açar oradan. Peki bu kelime kervanı omuzlarına yüklediğim tarifsiz yükün ne kadarını götürür yolun sonuna değin, neleri atar hırçın dalgalarla boğuşan gemisinden? John Berger'ın "Bir Fotoğrafı Anlamak" kitabıyla halihazırda bildiğimi düşündüğüm gerçeği yüz kızartıcı üslubuyla yeniden keşfetmemi sağladığını düşünüyorum. Okunan her yazı, özellikle şiir, nihayetinde okuyanın şekline bürünüyor. Yazarın ifadelerinin bıraktığı ayak izlerini takip ediyor ve yazının meçhul yolunu yeniden inşa ediyor. Başı sonu belli, gerisi belirsiz. Yolun hangi dağlardan, ovalardan, vadilerden geçeceğine; ırmakları köprülerle mi yoksa tünellerle mi aşacağına okuyucunun yaşanmışlıkları, acıları, arzuları, mutlulukları karar veriyor. Dolayısıyla şu soru kemirmeye başlıyor içimi: Bir yazılı eser yazarının sözcüsü olmayı başarabilir mi, yoksa okunduğu andan itibaren yeni bir aidiyet mi kazanır?
"İşte, bizim şarkımız çalıyor." Herkes hayatının bir noktasında duymuş ya da kullanmıştır buna benzer bir ifadeyi. Giorgio Moroder'ın 'Lady, Lady' parçası örneğin... Nasıl özgüvenle dolup da diyebiliyorum ki "benim şarkım" ya da "bizim şarkımız"? Nasıl oluyor da aynı dönemde dahi yaşamamış olduğum bir yazarın kitabında kendimden izler bulduğumu iddia edebiliyorum mesela, o izleri kendim bırakmışım gibi? Şimdi diyelim ki kalemimden çıkan bir eser okunuyor ve takdirini bahsettiğim şekilde topluyor, tabiri caizse başkasının kollarına bırakıyor kendini yahut kollarını açıp davetkar tavrını takınıyor. Böylesi durumda başarıya ulaşmış mı saymalıyım kendimi yoksa soluğu en yakın emniyet kuruluşunda mı almalıyım, üstelik söz konusu ben olmaya en yakın anlatı şiir ise? Açıksözlü olmak gerekirse yazma dürtüsünü uyandıran bir kutsal gaye filizine denk gelmedim şu ana kadar içimde. Misyonum, kullandığım kelimenin ağırlığını taşımadığının bilincindeyim, dudaklarımdan dökemediklerimi farklı yollarla akıtmak, aynaya bakıp göremediğim beni tasvir etmek, ruhumun portresini çizmek. Anlaşılacağı üzere bir tablo ortaya koymak uğraşındayım ki daha iyisini ortaya çıkarmak kabiliyeti kazanabileyim, daha da önemlisi 'ben' manzarasını gözler önüne serebileyim. Bu noktada ustalık taslamak uğraşım yahut günün birinde usta olmak gibi bir kaygım yok, şu an için referansım da namevcut ama, demiş olduğum gibi, okuma eylemi mevzu bahis tabloyu baştan inşa ediyorsa, daha da kötüsü herkesin kendi resmini gördüğü bir aynadan ibaretse yazabileceklerim hatta ve hatta gelişimim ardımda bıraktığım ayak izlerini belirsizleşmeye itecekse daima, yazma eylemim neticesine nasıl ulaşır! Okumak masum bir hırsızlık hadisesi değil de nedir! Yine de insanın her eylemin hayal kırıklığına gebe olduğunun farkında olması, durumu kabullenmiş haliyle dahi kendini mutluluğa ikna edebilmesi gerekir. Böylelikle cevabını alamadığımız sorulardan daha az rahatsızlık duymaya başlarız.
Başkasının sözcüsü olmak... Tarihe gömülüp aynı anda geleceğe açılan kapıyı aralamak fakat asla şimdiye ait olamamak... Yazı kaleme alındığı anda yazar için geçmişe karışır, bir yandan da gelecekteki haline dönüşsün diye okurlar geleceğin perdesini aralık tutar. Bunu da, öyle sanıyorum ki, kendini basite indirgeyerek yapar. Yazar ile okur arasında çetrefilli bir yolculuk yapan kelime kervanı hafifletir yükünü, bir aşk şiiri olur misalen, umut temasını işler ya da kapitalizm eleştirisi olur; nesnelleşir. Vardığı yerden erzak temin eder, yerel kıyafetleri bezenir ve farklılaşır. Umut gidilen yerin umuduna dönüşür, farklı acılar çeker ve yeni güzelliklere tutulur bir anda. Öyle sanıyorum ki genetiğini taşıyan çocukları, düzgün ebeveynlerin yaptığı gibi yeterince olgunlaştığında kendi yoluna bıraktığında zor olsa da rahatlayacaktır yazar. İsyan bayrağı çekmek yerine döngünün bir parçası görebilmek için önce şiirlerimi ve diğer eserlerimi, sonra da kendimi başkalarının sözcüsü olabilmeliyim. Öznelerin en zararsız örgütlenme biçimi de bu olsa gerek.

6 Ocak 2021 09:05:30