Kekik Kokar Odam Benim

Berke Acet

1 Aralık 2020 20:45:00

Zar zor bitirdiğim kitabı mahallenin aşağısındaki Rüstem Amca'ya gidip yenisiyle değiştirecektim. Apartmandan bir çırpıda çıkıp kendimi sokağa attım. Hava her zamankinden biraz daha soğuk, gökyüzü ise sanki gri bir fırça bulutları yalayıp geçmişçesine soluk ve boğuktu. Üşümemi yatıştırmak için kendi kendime "Üç sokak kaldı, iki sokak kaldı..." diye söyleniyordum.
Daha sokağın başındayken yoğun bir kekik kokusunu burnumda hissettim. Bu yoğun kekik kokusu Rüstem Amca'nın dükkanından geliyordu. Artık nerde bir aktar görsem nerde bu kokuyu duysam aklıma hep bu sokak ve Rüstem Amcanın dükkanı önünde sanki oraya geleceğimi önceden sezmişçesine donuk bakışlarıyla beni izleyip beklemesi gelirdi. Rüstem Amca sessiz, sakin ve de bir o kadar da okumuş ve bilgin bir insandı. İstediğiniz kitabın adını söyler söylemez size fırsat vermeden yazarıyla birlikte kitabın adını tekrar anardı. Okuduysa kitaptan bahseder - çoğu kez de okumuş oluyordu - eğer okumadıysa bile içeriğini az çok bilir ve "Henüz daha buna sıra gelmedi." derdi. Öyle düşünüyorum ki Rüstem amcanın bir okuma listesi vardı. Ama buna liste demek de pek uygun kaçmazdı; çünkü bu liste kanımca sahaftaki bütün kitaplardan oluşuyordu.
Rüstem Amca mahalle esnafı tarafından da çok sevilir ve sayılırdı. Çok konuşmaz, konuşsa da sadece gerekli yerde bir iki kelam ederdi. O yüzden kendisini diğer yaşını başını almış emekli amcalar gibi mahallenin çay ocağında havadan sudan muhabbet edip zaman öldürürken görmek pek mümkün değildi. Dükkanı önünde iki iskemle ve bir küçük masa vardı. Orada oturur sessizce mahalleliyi izler ya da gözlerini gökyüzüne dikip uzun uzun düşünürdü.
Kekiğin kokusu daha da keskinleşmişti. Rüstem Amca her zaman ki gibi dükkanın önünde oturuyordu. Selam verip daha selamımı almasını beklemeden yanına oturmuştum. Hafifçe gülümseyip başını eğerek selamımı aldı. Gözü elimdeki kitaba ilişti ama her zaman ki gibi sessizliğini koruyup benim lafa girmemi bekledi. Benimse gözlerim dükkanın içinde bu yoğun kokunun yayıldığı tavana bir iple tutturulmuş, içi kekik dolu kırmızı yazmaya takılmıştı. O sırada içeriden: "Hoş geldin Emrah, gel buyur." diye bir ses geldi. Bu Adil Abi'ydi. Adil Abi, Rüstem Amcanın yanında çalışır, ona yardım ederdi. Rüstem Amca'nın aksine Adil Abi şakacı, neşeli ve biraz da geveze bir insandı. Kalkıp içeriye doğru ilerledim ve:
"Adil Abi daha sokağın başında anlıyorum valla dükkanın açık olup olmadığını, ta oradan duyuluyor kekiğin kokusu. Rüstem Amca'nın bu kekik sevdası nerden geliyor böyle?" dedim.
Elini hafifçe kaldırıp tavana asılı içi kekik dolu yazmayı göstererek:
"Bak oradan geliyor." dedi. Her zaman ki gibi işi şakaya vurduğunu düşünmüştüm ama cevaplarken hiç olmadığı kadar ciddileşmiş ve yüzü asılmıştı. Sorarken laf olsun diye sormuştum lakin bu kadar ciddi cevaplayınca bende de bir merak oluştu. "Nasıl yani?" diye sormaktan kendimi alamadım. Adil Abi karşıdaki çay ocağına iki çay istediğini işaret etti. Bu sırada Rüstem Amca hala dükkanın önünde dalgın dalgın düşünüyordu. Adil Abi bunu fırsat bilerek anlatmaya başladı:
"Üzerinden baya zaman geçmiş ama Rüstem Amca anlattığıma içerlenir mi bilmiyorum. Şu an da duymuyor zaten. En azından benden duyduğunu söylemezsin. Neyse, iyi dinle bakalım. Rüstem amca buralı değildir. Ne burada doğmuş ne de burada büyümüş. Küçük bir köyde dünyaya gelmiş ve doğduğunda annesini, benim yarı yaşımdayken de babasını kaybetmiş. Onu amcası sahiplenmiş fakat sahiplenmek de ne sahiplenmek... Babası köyde yaşamasını, tarlada çalışıp koyun gütmesini falan hiç istemezmiş. Hiçbir iş yaptırmaz, sadece okusun; bir yerlere gelsin diye okula gönderirmiş. Üzerine düşkünmüş anlayacağın. Fakat babasının ölümüyle okulu bırakmak zorunda kalmış. Amcası da okula devam etmesine razı gelmemiş. Bir yardımı dokunsun bari diye dağa koyun gütmeye gönderir, yazları da yanında tarlaya ekin biçmeye götürürmüş. Asıl mesele de burada başlıyor. Rüstem Amcanın koyun gütmeye birlikte gittiği bir kız varmış; ismi Cemile. Kızlı erkekli tüm köyün gözü Cemile'nin üzerindeymiş. Cemile güzel mi güzel, hanım hanımcık bir kızmış. Sabahtan akşama kadar koyun güder, koyunlar yaylanırken de kekik toplarmış. Kekiğin kokusu üzerine öyle sinermiş ki Rüstem Amca Cemile'nin geldiğini kokusundan anlar, kendinden geçermiş. Hayliyle Rüstem Amca vurgunmuş Cemile'ye. Öyle ki bırak Cemile'yi, Cemile'nin babası dahil bütün köy biliyormuş Cemile'ye vurgun olduğunu. Gel zaman git zaman Cemile'nin de gözü Rüstem Amca'dan başkasını görmez olmuş. Ama Cemile'nin babası pek hoşnut değilmiş bu durumdan. Zira Rüstem Amca yetim, elinde avucunda hiçbir şeyi olmayan bir gençmiş. Zaten köy işlerini de sevmiyor, pek beceremiyormuş. O okuyamadıysa da en azından şehre gidip çalışmak istiyormuş. Giderken de yanında Cemile'yi götürmek istermiş. Cemile ne kadar Rüstem Amcaya vurgun olsa da "Babamın rızasını almadan, elini öpmeden olmaz Rüstem, Tahir Ağa'nın kızı evden kaçmış dedirtemem. Bir kere daha iste beni babamdan, rızasını al. Yine olmadı sen gidersin, biraz halin vaktin yerine gelince o zaman istersin beni babamdan. Babam belki o zaman verir." dermiş. Rüstem Amca'nın aklına hiç yatmazmış bu fikir, Cemilesiz bir adım dahi atamazmış. Bir istemiş, iki istemiş, tekrar tekrar istemiş Cemile'yi babasından fakat sonuç hiç değişmemiş hatta en sonunda gırtlak gırtlağa gelmişler Cemile'nin babasıyla. Rüstem Amca da el mahkum Cemile'nin dediğine gelmiş. Cemile'den ayrı gayrı ne yaparım diye düşünüp dururmuş ama yapmasa da babasının Cemile'yi vereceği yokmuş. Rüstem Amca neyi var neyi yoksa toplamış. Böyle dediğime bakma, Rüstem Amca'nın dediğine göre bir çift gömlek bir pantolonla beş parasız çıkmış yola. Ha! Az kalsın atlıyordum. Yola çıkmadan evvel de her zaman koyun güttükleri dağda oturdukları ağacın altında Cemileyle vedalaşmak için buluşmuşlar. Birbirlerini bekleyeceklerine dair söz vermişler. Cemile de koynundan kırmızı bir yazma çıkarıp vermiş Rüstem Amca'ya.
Araya girip hayretle:
"Hikayesi bu muymuş bu yazmanın?" diye sordum. Çaylar çoktan gelmiş hatta soğumuştu. Adil Abi hararetle:
"Bu daha ne ki? Dur bir bitireyim. Rüstem Amca gelmiş şehre, tutmuş bir işin ucundan. İyi de kazanıyormuş. Halinden memnunmuş fakat bir taraftan da haliyle aklı hep Cemiledeymiş. Bir an önce kavuşmak istiyormuş. O yüzden gecesini gündüzüne katıp durmadan çalışmış. Allah'tan işleri de hep rast gitmiş, çok kazanmış. Cemile'nin hasreti de dayanılmaz olunca köye dönmeye karar vermiş. Birkaç işini hallettikten sonra tutacakmış köyün yolunu. Lakin tam o sıralar köyden bir mektup gelmiş. Rüstem Amca mektubu okuduğuyla yerle bir olmuş, yıkılmış. Çünkü mektupta Cemile'nin babasının Cemile'yi yan köyden bir ağaya verdiği yazıyormuş."
Bir anda kendimi bir boşlukta hissetmiş, donup kalmıştım. Ama Adil Abi hararetle anlatmaya devam ediyordu:
"Rüstem Amca ilk başta kendini yiyip bitirse de sonrasında buna inanmak istememiş. Bu haberin asılsız olduğunu, kendine yalan söylendiğini düşünmüş çünkü mektubu gönderen amcasıymış. İşin aslını astarını öğrenmek için hemen köydeki yakın bir ahbabına bir mektup yazmış. Bu sırada da işlerinin çoğunu halledip köye dönmek üzere hazırlanıyormuş ki daha mektubu göndereli iki gün olmadan dostundan mektup gelmiş. Arkadaşı orada üzülmesin, bir deliliğe kalkışmasın diye Cemile'yi everdiklerini söylememiş Rüstem Amca'ya ama durum bundan da vahimmiş. Cemile babası onu bir başkasına verdikten sonra bunu hazmedemeyip Rüstem Amca'nın hasretinden hastalanmış. En sonunda geride Rüstem Amca'ya " Rüstem’im, ben sözümü tutamadım, sen beni affet." yazılı bir not bırakıp kendini asmış. Rüstem Amca işte o gün yemin etmiş bir daha köyüne dönmemeye. Hâlâ nerelisin diye sorsan söylemez, İstanbulluyum der, geçer. İşte o gün bugündür o kırmızı yazma da öylece asılı durur o tavanda."
Bunları duyunca gözlerim dolmuştu. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Az kalsın elimdeki bardağı sıkmaktan kıracaktım. Tek kelime dahi etmeden kendimi sokağa atmıştım. O günden sonra da Rüstem Amca'ya daha sık uğrar oldum, ama bunun konusunu hiç açmadım.
Yaklaşık iki haftadır uğrayamıyorum Rüstem Amca'nın yanına. Geçenlerde mahalleden bir haber geldi, benim odam da kekik kokar oldu. Duyunca şaşırıp kaldım. Rüstem Amca köyüne döndü dediler. Garip olansa hiç kimsenin Rüstem Amca'nın köyüne döneceğinden haberi yokmuş. Hatta Rüstem Amca'nın kendisinin bile. Ne döneceğinden ne de döndüğünden...